
8 Mart takvimdeki sıradan bir tarih olmanın çok ötesinde. Kadınların eşit, özgür bir yaşam ve dayanışma talebiyle başlattığı mücadelenin sembolü. Bu mücadeleyse belirli bir döneme ya da coğrafyaya ait değil. Kadınların çalışma hayatında, eğitimde, siyasette ve sosyal hayatta var olma mücadelesi yıllar içinde küresel bir hak arayışına dönüştü. Bugün dünyanın dört bir yanındaki kadınlar bir araya gelerek ortak bir ses oluyor. Kadınlar sadece kendilerine biçilen rollerle değil; bir yazar, bir bilim insanı, bir sanatçı veya bir öğretmen olarak kendi kimlikleriyle var olmak istiyor.
Gelin, kadınların sosyal hayatta görünür olduğu erken dönem mekânlarından biri olan Pera Palace’a yolu düşen, cesaretleriyle ve başarılarıyla kendinden söz ettiren güçlü kadınların hikâyelerine yakından bakalım.
Agatha Christie

1890’da dünyaya gelen Agatha Mary Clarissa Miller, polisiye roman türünün efsane ismi. Yazma tutkusunu küçük yaşta keşfetti ve bu konuda onu en çok destekleyen kişi annesi oldu. Birçok yayınevi tarafından reddedilen yazar, pes etmedi ve 1920’de yayımlanan ilk romanı Styles’daki Esrarengiz Olay’la edebiyat sahnesine giriş yaptı.
Agatha Christie’yle birçok kez konaklamaya geldiği Pera Palace arasında özel bir bağ bulunur. Christie ünlü Doğu Ekspresi’nde Cinayet romanını otelin 411 numaralı odasında kaleme aldı. 1926 yılında tam 11 günlük esrarengiz kayboluşu, edebiyat tarihinin en gizemli olaylarından biri oldu. Günlerce süren arayışın ardından Christie ortaya çıktı ancak bu süreye dair hiçbir açıklama yapmadı. Bu sessizliğin detaylarının 411 numaralı odada bir sır olarak kaldığı söylenir.
Yaklaşık 75 roman ve birçok öykü yazan Agatha Christie hem üretkenliğiyle hem pes etmeyen duruşuyla birçok iz bıraktı. Döneminde kadınlara çizilen dar çerçeveyi kabul etmedi ve güçlü bir yazar olmayı başardı. İlk romanı defalarca kez reddedilmesine rağmen vazgeçmeyerek azmiyle kendisinden sonra gelen yazarlara da ışık tuttu. Bu duruşuyla ve güçlü kalemiyle bazı görünmez kapıları da aralamış oldu.
Greta Garbo

Greta Garbo sessiz film döneminin en çarpıcı yüzlerinden biri. Çeşitli maddi sıkıntılardan dolayı okulundan ayrılan Greta, 1924 yılında ona Garbo ismini veren film yönetmeni Mauritz Stiller’la tanıştı. Stiller’in yönlendirmesiyle kamera karşısına geçti. The Legend of Gösta Berling keşfedildiği film oldu ve Greta’nın oyunculuk kariyeri başladı.
Aynı yıl aynı yönetmen Bir İstanbul Hikâyesi filmi için Garbo’yla anlaştı. Çekimler için İstanbul’a gelen oyuncunun yolu Pera Palace’la kesişti. 50 gün boyunca burada konaklayan Garbo, İstanbul’a dair pek çok şey öğrendi. Ancak filmin çekimleri iptal edildiği için ülkesine döndü.
Sakin bir yapısı olan ve yaşamı boyunca türlü olumsuzluklarla mücadele eden Greta Garbo, sevdiği işi yapmaktan vazgeçmedi. Sesli ve sessiz film sektöründe devrim yarattı ve dört kez Oscar’a aday gösterildi. Bu başarısı ve kendini zorlu bir sektörde var etmesi gelecekteki kadın oyuncular için güçlü bir motivasyon kaynağı oldu.
Josephine Baker

Sivil haklar aktivisti, dansçı ve oyuncu: Josephine Baker. Onu tek kimlikle tanımlamak mümkün değil. 1906’da Amerika Birleşik Devletleri’nin Missouri eyaletinde dünyaya gelen Josephine, 1924 yılında Chocolate Dandies isimli gösterişli bir şova katıldı. Zamanla kendine özgü çarliston danslarıyla ve çılgın kostümleriyle kimliğini yaratmaya başladı.
1934’te sahne almak için İstanbul’a geldiğinde yolu Pera Palace Hotel’e düştü ve burada konakladı. Baker gittiği her yerde sahnedeki enerjisi kadar duruşuyla da iz bıraktı. Çünkü hayatı boyunca ırkçılığa karşı tavır alarak mücadele etmişti. Neşeli, küçük bir kızdan bir direnişçiye dönüşen Josephine Baker, ten renginden ve dansından dolayı zaman zaman dışlanmasına rağmen başarılı bir şekilde yoluna devam etti.
Tutkuyla yaptığı danslarıyla ve eylemleriyle tüm ön yargıları kırdı ve yaşam mücadelesiyle dünyanın saygısını kazanmayı başardı. Irkçılığın karşısında durarak büyük bir direniş gösteren Josephine’in farklı ırklardan 12 evlat edinerek aile kurması bu direnişin en güçlü simgelerinden oldu.
Jacqueline Kennedy

Jacqueline Lee Bouvier 1929’da New York’ta dünyaya geldi. Üniversiteden sonra gazete köşesine fotoğraflar çekip yazılar yazarak kamusal hayata adım attı. ABD Başkanı Eisenhower’ın göreve başlama töreni ve Kraliçe II. Elizabeth’in taç giyme töreni gibi önemli olayları takip etti. John F. Kennedy’le evlenmesiyle birlikte First Lady ünvanını alsa da Jacqueline Kennedy yalnızca bir başkan eşi olarak değil, başarılarıyla da anıldı.
Sanat ve kültür alanlarında yaptığı çalışmalarla tarihsel mirasın korunmasına yönelik adımlar attı. Eşinin hayatını kaybetmesinin ardından sergilediği metanet ve çalışmaya devam etmesi, onu modern tarihin güçlü kamusal figürlerinden biri hâline getirdi. Bu yönüyle çok sayıda insana ilham kaynağı da oldu.
Jacqueline Kennedy zaman zaman İstanbul’a ziyaretlerde bulunurdu. Bu ziyaretlerde Pera Palace Hotel’in 611 numaralı odasında konakladı. Bugün onun adıyla anılan bu oda, kültürel hafızada iz bırakan bir kadının hatırasını taşıyor.
Mata Hari

Asıl adı Margaretha Geertruida Zelle olan Mata Hari, 1876’da Hollanda’nın kuzeyindeki küçük bir kasabada doğdu. Ekonomik zorlukların gölgesinde büyüdüğünden zamanla kendi parasını kazanmak istedi. Paris’e gelerek burada kendine özgü Hindu dansıyla ün kazandı. Ünü Paris’in sınırlarını aşarak diğer Avrupa şehirlerine de ulaştı.
İlerleyen yıllarda casusluk suçlamasıyla yargılanan Hari, Paris’te tutuklandı. 1917’de hayatını kaybetmeden kısa süre önce yolu Pera Palace Hotel’le kesişti. Bugünse Pera Palace’ta Mata Hari’nin adının verildiği ve içinde ona ait fotoğrafların yer aldığı bir süit bulunuyor.
Güçlü duruşu ve kararlılığı sayesinde kalıpları kırabilen Mata Hari, özgür ruhuyla kadınlara ilham veren bir isim. Cesaretiyle kendi seyir defterini yazabilmiş, kendi rengini bulmuş bir kadın olarak tarihteki yerini koruyor.
